İstanbullular bilir; şehrimize yağmur yağdığında trafik kilitlenir, beklenen otobüsler bir türlü gelmez ve normal zamanlarda ortalıkta fink atan taksiler, yerin altına girer.
İşte böyle bir günde çaresiz, Sirkeci"den tramvaya bindim.
"Yağmurdan kaçan" herkes benim gibi düşünmüş olmalı ki, tramvayın tüm vagonları hınca hınç doluydu. Islanmış kıyafetlerden ortama yayılan kesif bir kokunun kapladığı ve suratların bir karış olduğu bir vagonda vatandaş burnundan solurken, bir turist gurubunun attığı kahkahalar ortamın daha da gerilmesine neden oluyordu.
Önceleri “cık, cık; AllahAllah; töbe töbe” şeklinde yükselen tepkiler sonradan “Ayıp be kardeşim; bunlar nasıl bir insan; saygısızlar, terbiyesizler” şeklinde cümlelere dökülmeye başladı. Ancak aralarında bir “tepki” vardı ki tam da yurdum insanının Batılılığa bakışını “şak” diye ortaya koyuyordu.
Cümle aynen şu: “Avrupalısınız diye bu kadar da gülünmez ki!”
Kelime analizine girmeye gerek yok ama “Avrupalısınız diye” kısmına dikkat isterim.
***
3 Kasım 1839 yılında Tanzimat Fermanı"nın, bir diğer adıyla Gülhane-i Hatt-ı Şerifi"inin okunmasıyla başlayan “Batılılaşma” maceramız tam 170 yıldır “hız kesmeden” sürüyor.
İki asra yakın bir zamandır edilgen bir biçimde “Avrupalı olmak” için çaba sarfediyoruz.
Alınmaca, gücenmece yok.
Laikliği, demokrasiyi, hukuku, özgürlüğü, sanatı, teknolojiyi kısaca, yüzyıla dair her şeyi Batılılardan öğrendik ve öğrenmeye devam ediyoruz.
Hepsine tamam da, hakkımızı da onlardan öğrenmek açıkçası ağrıma gidiyor.
Her AB İlerleme Raporu açıklandığında Türkiye ile ilgili kısma bakmak içime dokunuyor; içime dokunuyor çünkü “adamlar” doğru söylüyor.
Son rapordan birkaç başlığa gelin birlikte bakalım, bakın ne diyor Avrupalılar?
*Ergenekon Davası: Türkiye, tarihinde ilk kez bir darbe girişimini sorguluyor.
*Hukuk: Türk hakim ve savcılar kafalarına göre suç belirliyor.
*Anayasa Değişikliği: 1980 askeri darbesi döneminde yazılan mevcut Anayasa ile ne demokratikleşebilirsiniz ne de özgürleşirsiniz.
* Asker-Siyaset İlişkisi: “ Askerin her fırsatta etnisite, Güneydoğu, laiklik, iç politika, dış politika gibi konularda görüş serdetmesi demokratik olduğunu iddia eden bir ülkede tuhaf kaçıyor. “
Bu tespitlere şaşıranınız var mı?
***
Tanzimat döneminin önemli diplomatlarından Keçecizade Fuat Paşa"nın, Batılılaşma hikayemizi anlatmak için kullandığı bir “papuççu muştası” benzetmesi vardır.
Ayakkabı tamircisi tamiratını daha iyi yapabilmek için nasıl muştaya dayanırsa, insanımızın hakkını aramak için de böyle bir muştaya ihtiyacı olduğunu söyler ve bununda Batı olduğunu söyler Keçecizade Fuat Paşa.
Şöyle der: “Bir memlekette iki kuvvet olur. Biri yukarıdan, biri aşağıdan gelir. Bizim memlekette yukarıdan gelen kuvvet cümlemizi eziyor. Aşağıdan ise bir kuvvet hasıl etmeye ihtimal yoktur. Bunun için papuççu muştası gibi yandan bir kuvvet kullanmaya mecburuz. O kuvvetler de sefaretlerdir. (Büyükelçi)"
Gel bugüneÂ…
Tepemizde eli sopalı hepimizi ezen bir kuvvet var ve bu kuvvet hukuku ayaklar altına alıyor; sonra da Batı"dan azar işitip yerine oturuyor.
"Hakkımız, Batı"ya kalmış" anlayacağınız.
***
Bir gün gelecek Londra, Paris, Berlin metrolarında kahkahalarla yolculuk eden Türkler olacak mı bunu zaman gösterecek. Dilerim ki; bizi tekme tokat vagondan aşağı atan bir Avrupalı hiç olmasın.